VERGİ İNCELEME GEREKÇESİ OLABİLECEK DURUMLAR

Vergi İnceleme Gerekçesi Olabilecek Durumlar

Vergi incelemesi, bir vergi denetimi türü olup, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 135-141. Maddeleri arasında düzenlenmiştir. İnceleme yapmaya yetkili kişiler tarafından mükelleflerin ödemesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılması, tespit edilmesi ve olası vergi kayıp ve kaçaklarının saptanarak ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.

Vergi aşamalarının düzenli bir şekilde devam ettirilebilmesi için, vergi mükellefinin sunmuş olduğu beyannamenin gerçek durumlar örtüşüyor olması, yetkili makamlarca da vergiyi doğuran olayın, bayanname ile uyuşup uyuşmadığının tespit edilerek sürecin bu şekilde yönlendirilmesi gerekmektedir. Vergi incelemesi, vergi yükümlülerinin beyan esasını kötüye kullanmasını engellemek ve verilen beyannamelerin denetimini sağlamak gibi amaçlarla yapılmaktadır. Vergi inceleme gerekçesi olabilecek durumlar şu şekilde sıralanabilir:

  1. Bilançodaki kasa hesabında yüksek miktarda nakit bulundurulması,
  2. Bilançolarında sürekli zarar beyan edilmesi,
  3. Bilançolarında yer alan kasa ve banka hesaplarında nakit bulunduğu halde yüksek tutarlı banka kredisi kullanımı,
  4. Bilançodaki banka hesapları ile fiili banka hesapları arasında fark bulunması,
  5. Şirket ortağına yüksek tutarlı borç para verilmesi,
  6. Şirket bilançosundaki banka kredisi ve ortaklardan alacaklar hesabının bulunması,
  7. Şirket ortağına sermayenin üç katından fazla borçlanılması,
  8. POS satışlarının sektör ortalamasının altında ya da üstünde olması,
  9. Karlılık oranının sektörel ortalamaya göre sapma göstermesi,
  10. Gelir tablosunda yer alan toplam satışlara oranla karın düşük olması,
  11. Karlılık oranının diğer yıllara göre sapma göstermesi,
  12. Nakit satışlarının sektör ortalamasının altında veya üstünde olması durumu,
  13. Finansman giderlerinin yüksek olması, işletmelerin kasa ve banka hesaplarında yeterli bakiye bulunmasına rağmen yüksek tutarlı kredi kullanımı nedeniyle oluşan finansman giderleri inceleme gerekçesi açısından risk taşıyabilecek bir durumdur.
  14. Net Satışlarına oranla yüksek tutarlı Pazarlama, Satış ve Dağıtım gideri, Genel Yönetim Gideri, Karşılık Gideri, Kambiyo zararı Finansman Gideri olması,
  15. Banka hesap hareketleri ve çek hareketleri ile mal satışı ya da alışı yapılan mükellefler arasında uyumsuzluk olması,
  16. Alınan çekler hesabındaki tutarlar ile toplam satış tutarlarının karşılaştırılması sonucu çekler hesabının satışlar hesabından yüksek olması,
  17. Şüpheli alacaklar için dava açılan dönemden sonra karşılık gideri yazılması
  18. Kesim mizan üzerinden yapılan analizlerde davanın açıldığı dönemlerden sonra “654 Karşılık Gideri” yazılması,
  19. Verilen sipariş avansları için şüpheli alacaklar karşılığı ayrılması ve gider yazılması
  20. Ba/Bs gibi elektronik formlar arasında tutarsızlık bulunması,
  21. Bilanço kalemleriyle ilgili yatay ya da dikey rasyo analizlerdeki sapmalar, uyumsuzluklar bulunması,
  22. Devreden KDV’lerin yüksek olması ve süreklilik arz ediyor olması durumu,
  23. 2 nolu KDV beyannamesine konu hizmetlerin stopaj durumu,
  24. Sahte fatura kullanma ya da düzenleme yönünden riskli mükellefler,
  25. Teslim ve hizmet bedelini kredi kartı ile tahsil eden mükelleflerin kredi kartı işlem banka bilgileri,
  26. Ba-Bs bildirimleri ve KDV beyanname bilgileri analizine göre riskli olarak değerlendirilmesi,
  27. Başka bir mükellef incelemesi yapılırken söz konusu mükelleften mal ya da hizmet alışı ya da satışı yapılması
Yetki Yönünden İptal Karar Örnekleri

Yetki Yönünden İptal Karar Örnekleri

İŞLEMİN YETKİ YÖNÜNDEN İPTALİNE YÖNELİK KARAR ÖRNEKLERİ

1- “Davacının birim içi görev yerinin değiştirilmesi yetkisinin başhekimde olmasına rağmen, bu konuda yetkisi olmayan sağlık bakım hizmetleri müdür tarafından tesis edilen dava konusu işlemde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı.” (Konya BİM 1.İDD, 17.12.2020 E:2020/593, K:2020/1904)

2- “5442 sayılı il idaresi Kanunu’nun Kaymakamların hukuki durumu, görev ve yetkilerini düzenleyen 31 ve devam maddelerinde, Kaymakamlara ilçede görevli memurların başka görevlere naklen atanmaları hususunda herhangi bir görev ve yetki verilmemiş olup, Kaymakamların bu hususlara yönelik olarak kendilerine yapılan başvuruları yetkili makamlara iletmek dışından yapabilecekleri başkaca işlem bulunmamaktadır. Bursa ili, Orhaneli ilçesinde imam-hatip olarak görev yapan davacının aynı il, Karacabey İlçesinde bir camiye il içi naklen atanma istemiyle Karacabey Kaymakamlığına yapmış olduğu başvurunun, anılan Kaymakamlıkça bu konuda işlem tesis etmeye yetkili Bursa Valiliğine veya Valilik kanalı ile Diyanet İşleri Başkanlığına iletmesi ve davacının atama talebinin reddi yolunda yetkisiz makamca tesis olunan Karacabey Kaymakamlığı işleminde yetki yönünden hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.” (İstanbul BİM 1.İDD, 16.12.2020 E:2020/614, K:2020/1707)

3- “Disiplin cezasına konu fiil, polis memuru olan davacının Kars ili Kağızman ilçesinde görev yaptığı döneme ilişkin olduğundan, yukarıda belirtilen düzenleme gereği, davacı hakkında bu olay sebebi ile disiplin soruşturması yapma ve disiplin cezası verme yetkisinin, olay tarihinde davacının görevli olduğu ve kadrosunun bulunduğu yerdeki Kars ili Polis Disiplin Kurulu’na ait olduğu açıktır. Bu durumda, Rize İl Polis Disiplin Kurulu’nun bu olay sebebi ile davacıya disiplin cezası vermeye yetkili idari merci olmaması sebebiyle dava konusu işlemde yetki yönünden hukuka uygunluk yoktur.” (Samsun BİM 4.İDD, 04.12.2020, E:2020/863, K:2020/1088)

4- “Belediyenin yetki ve imtiyazları arasında yer alan toplu taşıma araçlarının sayılarını, zaman ve güzergahlarını ve taksi durak yerlerini belirleme yetkisinin Belediye Meclisi’ne ait olduğu anlaşılmış olup, davacının taksi hattına kaydedilmesine ilişkin başvurunun belediye meclisince değerlendirilmesi gerektiği halde, Nevşehir Belediye Başkanı Yardımcısı tarafından başvurunun reddi işlemi, yetki yönünden hukuka aykırıdır.” (Ankara BİM 10.İDD, 11.11.2020 E:2020/2729, K:2020/2341)

5- “Reklam görsellerini kullanmak üzere iş merkezinin çatı kısmına yapmış oldukları metal direk ve elemanlarının kaldırılması, kaldırılmadığı takdirde Belediye ekiplerinden oluşturulacak ekip ve ekipmanlarla kaldırılacağına ve masrafların kendilerinden tahsil edileceğine ilişkin Zabıta Dairesi Başkanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davada; belediye zabıtası tarafından davacı şirkete ait işyerinde yapılan tespitlerin bir tutanağa bağlanarak belediyenin yetkili karar organınca (encümen) bir karar alınmasının temin etmesi gerekirken doğrudan sonuç doğuran bir işlem tesis edilmesi yoluna gidildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, dava konusu işlem, yetki yönünden hukuka aykırıdır.” (Ankara BİM 10.İDD 11.11.2020 E:2020/3120, K:2020/2338)

Kat Karşılığı (Arsa Payı) İnşaat Sözleşmesi ve Detayları

KAT KARŞILIĞI (ARSA PAYI) İNŞAAT SÖZLEŞMESİ VE DETAYLARI

ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMELERİNDE YER ALAN ÖNEMLİ HUSUSLAR

1- Bağımsız Bölümlerin Devri ve Yükleniciye Devrin İpotekli Yapılması

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde ücret arsa payı ve bağımsız bölüm devri ile sağlanır. Sözleşmelerde açıkça belirtilmedikçe devir eksiksiz teslim ile olur. Ancak iyiniyet ilkeleri gereği işin ilerleme durumuna göre kademeli devri iki taraf için de makul olandır. Yükleniciye devir yapılması aşamasını hisse devri değil, kat irtifakı sonrası aşamalı bağımsız bölüm devri şeklinde önerilmektedir. İstisnai olarak arsa hisse devri olduğunda ise koşula bağlı ipotek olmalıdır. Elbette ki sözleşme iki taraf için de hakkaniyetli ve sürdürülebilir olmalıdır. Dolayısıyla ipotek arsa sahibinin kötüye kullanımına da kapalı olmalıdır.

2- Masrafların Sorumluluğu

Arsa teslimi sonrası, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri için genel olarak doğrudan veya dolaylı tüm masrafları yüklenicinin yapması beklenir ve o şekilde düzenlenmelidir. Ancak arsa teslimine kadar olan vergi ve arsa payı borçlarının kime ait olduğunu kararlaştırılmağın-da arsanın “borçsuz ve inşaat yapımına uygun” teslimine kadar olan borçların arsa sahibine ait olduğu kabul edilir. Bunun düzenlenmemesi ile alakalı çok fazla icra takipleri ve uyuşmazlıklar çıkmasına sıklıkla rastlanmaktadır.

3- Arsa Sahibi veya Yüklenicinin Ölümü

Arsa sahibinin ölümü ile sözleşme mirasçıları için geçerlidir ve koşulları değiştirme gerekçesi olamaz. Arsa sahibinin ölümü ve iflası bakımından iflas masası içinde de sözleşme geçerlidir. Bu hususta genelde yüklenici ve ölümüne dair hususlar sözleşme ve projeye bağlı olarak düzenlendiğinde önemli uyuşmazlıkları ortadan kaldırır. İşin yapımı konusunda şirketin mi yoksa yüklenici kişinin mi özellikleri referans alınarak anlaşıldığı önem arz etmektedir. Çünkü düzenleme ona göre yapılır. Genel olan ise tüzel kişiliğe özgülemedir.

4- Fiyat ve Maliyet Farkı

Başlangıçta öngörülmeyen, göz önünde bulundurulmayan durumlar için ek bedel talep edilebilir. Pandemi, enflasyon ve döviz kurlarındaki değişimle pek çok kişiden ek bedel istenmektedir. Hem yüklenici hem de arsa sahibi için bu madde ayrıca ayrıntılı olarak düzenlenmelidir.

5- Devir Yasağı

KKİS asıl yükleniciye duyulan güven ile kurulmaktadır ve devir yasağının düzenlenmemesi arsa sahipleri için ciddi mağduriyetler doğurabilir. Alt taşeronluk, ortaklık ile işin devri karıştırılmamalıdır. Ayrıca bu başlık altında teminat ve ciro edilememe de düzenlenmelidir.

Ayrıca ortaklık konusunda da şirket ve şahıslarla işi yapmak için kurabileceği ortaklıklara dahi belli bir oran koymak gerekir. Yine olası bir devir durumunda arsa/iş sahiplerinin sahip olduğu fesih ve diğer haklar detaylı biçimde düzenlenmelidir.

6- Eksik, Aykırı ve Bozuk İşlerin Yüklenici Ad ve Hesabına Yapılması Hususu

Nama ifaya izin yani yüklenici eksiklik, bozukluk veya aykırılıkları gidermekte direnime düştüyse veya terk etti ise işin bizzat iş sahibi tarafından veya bir başkasına yaptırılıp giderin yükleniciye rücu edilmesidir. Bu gibi durumlarda rücu veya hızlı sonuç alabilmek için belirli bir teminat veya ipotek hızla sonuç almakta etkili olacaktır. Düzenleme ile bazı alacaklarının devri bu işlerin tamamlanması veya tamamlanılmasına bağlanabilir. Bir çok bakımdan detaylı düzenlenmelidir.

7- Teminat ve Şahsi Garantörlük

Teminat mektubu işin tamamlanmaması veya gereği gibi ilerlememesi durumunda kurtarıcı olabilmektedir. Ancak burada en önemli konulardan biri teminatın kullanılabilmesine dair risk detaylarının hazırlandığı metnin eksiksiz ve doğru hazırlanmasıdır. Genel mağduriyetlerden birisi de işi üstlenen yüklenicilerin işi yapmaması veya iflası durumlarında özel kişiye dair süreç ilerletememektir. Bu sebeple sözleşme konusu alacakların garantisi için gerçek kişilerden şahsi kefalet ve garantörlük alınabilir. Tüm ayrıntıları içermelidir.

8- Projenin Arsa Sahiplerine Onaylatılması

Proje süreci genel olarak vekaletle yükleniciye verilir. Burada dikkat edilmesi gereken sözleşme ile proje onayının arsa sahiplerine bırakılmasıdır. Mevcut durumda uygulamada vekalet sonrası proje/ruhsat/imar sürecini yüklenici arsa sahiplerinden herhangi bir onay almaksızın yürütmekte ve süreçte bir çok kötüye kullanım veya uyuşmazlık ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu madde kapsamlı düzenlenmeli, onaya bağlanmalı ve vekaletler o doğrultuda detaylandırılmalıdır. Değişiklikler de yine yazılı onaya bağlanmalıdır.

9- Sözleşmede Hüküm Bulunmaması

Düzenlenmemiş bir durum ile karşılaşma ihtimaline karşın sözleşme detayında bu durumlar için tamamlayıcı hukuki yorum ve yedek hükümlere dair atıflar yapılmalı, karşılıklı olarak sözleşmeyi ayakta tutup çözüm getirecek düzenlemeler olmalıdır.

10- İnşaat Devam Ederken Yüklenicinin 3. Kişilere Bağımsız Bölüm Satması

Alacak devralan 3.kişi işin tamamlanıp, teslimine değin yükleniciye karşı alacaklıdır. Çünkü KKİS ile yüklenici kişisel hak kazanır. Arsa payı devri, pay devri satışı mutlaka ayrıntılı düzenlenmelidir.

İnşaat sözlemesinde yaşanılan hukuki pürüzler veya anlaşmazlıklardan oluşabilecek gayrimenkul hukuku avukatı talebinizi Alanya gayrimenkul hukuku avukatlarına danışarak çözüme kavuşturabilirsiniz.

ZAMANAŞIMINA UĞRAMAYAN İLAMLAR NELERDİR?

ZAMANAŞIMINA UĞRAMAYAN İLAMLAR NELERDİR?

Zamanaşımına Uğramayan İlamlar

1. Taşınmaz aynına-taşınmaz üzerindeki mülkiyetin tespitine ilişkin ilamlar.

“Tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazın şirket adına tescilli istendiğinden gayrimenkulün aynına ilişkin bulunan iş bu davada zamanaşımı süresi işlemeyecek olup. (Yargıtay 11.HD. 08.12.2016 tarih ve E:2016/13307, K:2016/9434)

“Dayanak ilam, müdahalenin menine ve yıkıma ilişkin olup bu haliyle ilamda taşınmazın aynıyla ilgili kayıt ve sicillerde değişiklik yaratan bir hüküm bulunmadığından zamanaşımı süresi 10 yıldır.”

(Adana BAM 10.HD. 02.05.2018 E:2018/571, K:2018/635)

“Şufa ilamlarının icrasının her zaman istenebileceğine ve bu ilamlar hakkında iskati müruruzaman hükümlerinin tatbik olunamayacağına” (Yargıtay İBK. 11.02.1959 E:1958/10, K:1959/12)

2. Ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesine ilişkin ilamlar.

“Aynen taksime ilişkin kesinleşmiş ilamlar zamanaşımına uğramaz. Satış suretiyle paydaşlığın giderilmesine ilişkin ilamlar ayni hak doğurmadığından on sene geçmekle zaman aşımına uğrarlar.

(Yargıtay 6. HD. 02.06.2008  E:2008/5305, K:2008/7028)

3. Şahıs ve aile hukukuna ilişkin ilamlar.

“Türk Hukukunda şahıs ve aile hukukuna ilişkin ilamlar zamanaşımına uğramazlar.” (Yargıtay 18. HD. 15.05.2014 E:2014/1680, K:2014/8935)

“Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlar zamanaşımına uğramazlar. Bununla beraber, çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların hükmü çocuk ergin oluncaya kadar devam eder.” (Yargıtay İİD. 05.12.1967, E:1967/11172, K:1967/11147 – 24.10.1960, E:1960/7038 K:1960/6993 – 17.061966, E:1966/6782, K:1966/6675)

“Nafakaya ilişkin ilamlar, bir borcun veya bir hakkın varlığını belirten ilamlar gibi olmayıp, nafaka alacağı zaman geçtikçe borçlu zimmetinde tahakkuk edeceğinden, takip gününden geriye doğru on yıldan önce işlemiş olan nafaka alacağının zamanaşımına uğradığının kabulü gerekir.”

(Yargıtay 8. HD. 11/09/2015 E:2014/17534, K:2015/20023)

İcrası Kesinleşmeye Bağlı Mahkeme Kararları

İCRASI KESİNLEŞMEYE BAĞLI MAHKEME KARARLARI

Mahkemelerin yargılama sürecinde yaptıkları araştırma, inceleme ve yargılama işlemlerinin ardından yargılama sonunda esasa ilişkin verilen en son nihai karara “karar”, “ilam”, “hüküm” denilmektedir. Mahkemece verilen kararlar verildikleri andan itibaren icrai etkiye sahip olurlar. Mahkeme ilamının icraya konulabilmesi için kesinleşme, kural olarak şart değildir. Ancak bu kuralın bazı istisnaları bulunmaktadır. Bu konudaki düzenlemeler yalnızca “İcra ve İflas Kanunu”nda değil, “Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)” ve diğer özel kanunlarda da düzenlenmiştir.

İcrası Kesinleşmeye Bağlı Mahkeme Kararları Nelerdir?

  • Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve bu uyuşmazlıklara bağlı olarak hükmedilen feri nitelikteki yükümlülüklere ilişkin kararlar, kesinleşmedikçe yerine getirilemezler. Örnek: Tapu iptali ve tescil, önalım, ipoteğin fekki, ecrimisil davasına ilişkin ilam ve bu davalardaki ilamların fer’isi olan vekalet ücreti, yargılama gideri.
  • Kira bedelinin tespitine ilişkin kararlar.
  • Aile hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar. Örnek: Boşanmaya, evliliğin feshi ve butlanına, babalık davasına, çocuk teslimine, çocuk ile şahsi ilişki kurulmasına ilişkin ilamlar ve bu ilamların fer’isi niteliğindeki; faiz, yargılama gideri, vekalet ücreti ve tazminatlar. (Boşanma davalarında yoksulluk ve iştirak nafakasının kesinleşmesi gerekirken tedbir nafakasının icrası için kesinleşme aranmaz.)
  • Kişiler hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda verilen kararlar. Örnek: İsmin/soyismin/yaşın/nesebin düzeltilmesi, nüfus kaydındaki değişikliklere ilişkin davalardaki ilamlar.
  • Menfi tespit ve istirdat davasına dönüşen menfi tespit davalarında verilen kararlar.
  • İstihkak davalarına ilişkin mahkeme kararları.
  • CMK 141. Madde kapsamında açılan “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” davasında hükmedilen tazminata ilişkin kararlar.
  • Ceza Mahkemesi kararlarının yargılama giderine ilişkin hükümleri (vekalet ücreti dahil)
  • Milletlerarası Tahkim Kanunu kapsamında verilen hakem kararları ile yabancı hakem kararlarının tenfizine ilişkin kararlar.
  • Ticaret sicili memurunun teklifi üzerine, sicilin bağlı olduğu mahkemece, tescil konusunda verilen kararlar ile ilgililerin ticaret siciline yapılacak tescil veya tadil yahut terkin talepleri üzerine, sicil memurluğunca verilen karara yönelik yapacakları itiraz üzerine mahkemece verilecek kararlar.
  • İş Mahkemeleri Kanunu m.7/4 hükümlerine göre, hizmet akdine tabi çalışanların zorunlu sağlık sigortalılık sürelerinin tespitine ilişkin kararlar.
  • Sayıştay Kanunu’nun m.53/1 hükmü gereğince, Sayıştay kararları.
  • Kooperatif ortaklığından çıkarmaya ilişkin kararlar.
İdari Yargı Tarafından Verilen Hangi Kararlar Kesindir?

İDARİ YARGI TARAFINDAN VERİLEN HANGİ KARARLAR KESİNDİR?

Yargılama süreci sonunda verilen yargı kararlarının yeterince açık olması, davanın konusuna ve davada uygulanan usul kurallarına ilişkin yeterli belirliliği bünyesinde bulundurması gerekmektedir. Bu durum hem davanın özüne ilişkin olarak ortaya çıkan uyuşmazlığın nihai bir biçimde sona erdirilerek aydınlatılması, hem de kararın icrasının doğru bir biçimde yerine getirilmesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Bu anlamda kararda yer alan hususların net bir şekilde ortaya konulabilmesi, karışıklığa sebebiyet verilmemesi bakımından İYUK’un 29. maddesinde “Açıklama” (Tavzih), İYUK’un 30. Maddesinde ise “Yanlışlıkların Düzeltilmesi” (Tashih) kurumlarına yer verilmiştir. İdari yargı kararları, kararlarda belirtilen gerekçeler yanında hüküm fıkralarına da bakılarak uygulanmak zorunda olan metinlerdir. Peki idari yargı mahkemelerince verilen kararlardan hangileri kesindir?

İdari Yargıda Kesin Olan Kararlar

  • İvedi yargılama usulüne tabi davalarda verilen kararın temyizi üzerine Danıştay tarafından verilen kararlar kesindir.
  • Merkezi ve ortak sınavlara ilişkin uyuşmazlıklarda, yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak verilen kararlara itiraz edilemez. Bu kararlar kesinlik teşkil etmektedir.
  • Merkezi ve ortak sınavlara ilişkin uyuşmazlıklarda kararın temyizi üzerine Danıştay tarafından verilen kararlar kesindir.
  • Yürütmenin durdurulması talebine ilişkin verilen kararlara karşı yapılan itiraz üzerine, itiraz mercii tarafından verilen kararlar kesindir.
  • Dilekçe ret kararları kesindir. Dilekçe ret kararı tek başına kanun yolu müracaatına konu olamaz. Fakat esasa ilişkin kararla birlikte kanun yolu incelemesine tabi tutulabilir.
  • Davalar arasında bağlantının bulunup bulunmadığı yolundaki bölge idare mahkemesi ve Danıştay kararları kesindir.
  • Danıştay ve bölge idare mahkemesince görev ve yetki uyuşmazlıkları ile ilgili olarak verilen kararlar kesindir.
  • Danıştay ve bölge idare mahkemesinin merci tayinine ilişkin vereceği kararlar kesindir.
  • İdare/Vergi Mahkemesi ile Danıştay’ın davanın bir başka idari yargı yerinin görevine/yetkisine girdiği gerekçesiyle verdiği “davanın görev/yetki yönünden reddine, dosyanın görevli/yetkili idari yargı yerine gönderilmesine” dair kararları kesindir. Bu karara karşı tek başına itiraz olanaksızdır. Bu kararlara karşı ancak nihai kararla birlikte kanun yolu müracaatı yapılabilir.
  • Konusu 9 bin Türk Lirasını (Bu rakam 2022 yılı içindir ve her yıl güncellendiği akıllardan çıkmamalıdır.) geçmeyen vergi davaları , tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz.
  • Bölge idare mahkemesinin, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderilmesine dair verdiği kararlar kesindir.
  • Bölge idare mahkemesinin temyize açık olmayan kararları kesindir.
  • Temyiz ve istinaf incelemesi sırasında bu mercilere yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar kesindir.
  • Belediyeler ile il özel idarelerinin seçilmiş organlarının organlık sıfatlarını kaybetmelerine ilişkin olarak Danıştay ilgili dairesi tarafından verilen karara yapılan itiraz üzerine Danıştay İDDK tarafından verilen kararlar kesindir.
  • 4483 sayılı Kanun kapsamında soruşturma izni verilmesine yahut verilmemesine ilişkin kararlara karşı konusuna göre bölge idare mahkemesine Danıştay’a yapılan itiraza ilişkin verilen kararlar kesindir.
  • Adli yardım talebinin kabulüne ilişkin kararlar kesindir.
  • Adli yardım talebinin reddine ilişkin karara yapılan itiraz neticesinde verilen kararlar kesindir.
  • 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Kapsamında sınır dışı edilme kararına karşı açılan davalarda İdare Mahkemesi tarafından verilen kararlar kesindir.
  • 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 72 ve 79. Maddeleri kapsamında yapılan Uluslararası Koruma Başvurularının reddine ilişkin işlemlere karşı açılan davalarda İdare Mahkemesi tarafından verilen kararlar kesindir.

Adli Tatil Ne Zamandır? Adli Tatil Süreler 2022

Adli Tatil Ne Zamandır? Adli Tatil Süreler 2022

ADLİ VE İDARİ YARGIDA ADLİ TATİL SÜRECİ NASILDIR?

Adli tatil, her yıl 20 Temmuz’da başlar, 31 Ağustos’ta sona erer. Yeni adli yıl 1 Eylül’de başlamaktadır.

Adli Tatilde Görülecek Dava ve İşler Nelerdir?

Adli tatilde ancak aşağıdaki dava ve işler görülmektedir. Bunlar;

  • İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma, deniz raporlarının alınması ve dispeççi atanması talepleri ile bunlara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular hakkında karar verilmesi.
  • Her çeşit nafaka davaları ile soy bağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ya da işler.
  • Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işleri ve davaları.
  • Hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar.
  • Ticari defterlerin kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi talepleri ile kıymetli evrakların kaybından doğan iptal işleri.
  • İflas ve konkordato ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin dava işler ve davalar.
  • Adli tatilde yapılmasına karar verilen keşifler.
  • Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.
  • Çekişmesiz yargı işleri
  • Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler.

ADLİ TATİLİN SÜRELERE ETKİSİ NASILDIR?

Adli tatile tabii olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek kalmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılmaktadır.

ADLİ TATİLİN CEZA MAKHEMELERİNİN İŞLEYİŞİ BAKIMINDAN ETKİSİ NASILDIR?

Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl 1 Eylül’de başlamak üzere, 20 Temmuz’dan 31 Ağustos’a kadar çalışmaya ara verirler. Tatil süresince Bölge Adliye Mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar.

  • Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren 3 gün uzatılmış sayılır.

ADLİ TATİLİN İDARİ YARGI BAKIMINDAN ETKİSİ NASILDIR?

Çalışmalara ara verme:

  • Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri, Vergi Mahkemeleri her yıl 1 Eylül’de göreve başlamak üzere, 20 Temmuz ve 31 Ağustos arasında çalışmaya ara verirler.
  • Ancak, yargı çevresine dahil olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan ve sadece bir idare veya bir vergi mahkemesi bulunan yerlerdeki idari yargı mercileri çalışmaya ara vermeden yararlanamazlar.

ADLİ TATİLİN İDARİ YARGI BAKIMINDAN SÜRELERE ETKİSİ NASILDIR?

Bu kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.

NOT: İcra ve İflas Kanunu’na göre İcra Mahkemesine arz edilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır. Bu sebeple icra mahkemelerinde süreler devam eder.

Alanya Avukat İş Kazası SGK Bildirim Süresi ve Sonuçları

İŞÇİNİN İŞ KAZASINI SGK’YA BİLDİRİM SÜRESİ VE SONUÇLARI

5510 Sayılı Kanunun 13. Maddesinde İş Kazası;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b) (Değişik: 17/4/2008-5754/8 md.) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) (Değişik: 17/4/2008-5754/8 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır. İş kazasının 4 üncü maddenin birinci fıkrasının;

a) (a) bendi ile 5 inci madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve (SGK) Kuruma da en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde,

b) (b) bendi kapsamında bulunan sigortalı bakımından kendisi tarafından, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra üç işgünü içinde,

c) (Mülga: 17/4/2008-5754/8 md.) (Değişik paragraf: 17/4/2008-5754/8 md.) iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile (SGK) Kuruma bildirilmesi zorunludur. Bu fıkranın (a) bendinde belirtilen süre, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlar” şeklinde belirtilmektedir.

İş Kazası Belirlenen Süre İçerisinde Bildirilmezse Ne Olur?

Bildirimin geç yapılması halinde işverenlere çalışan sayısı ve işyerinin tehlike sınıfı esas alınarak iş kazası cezası uygulanmaktadır. Ayrıca iş kazası sonucu rapor alan çalışan varsa rapor başlangıç tarihinden iş kazası bildirim tarihine kadar olan geçici iş göremezlik ödemelerinde faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir.

Tazminat Davasından Önce İş Kazasının Tespiti Davası Açılmalıdır

Somut olayda; iş kazası olduğu iddia olunan 20.04.2006 tarihli olayın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği anlaşılmaktadır. Kurumca sigortalının maluliyet oranının tespiti ve giderek kendisine iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanabilmesi için öncelikle zararlandırıcı olayın iş kazası niteliğince olup olmadığının tespiti ön sorundur. İş kazasının tespiti ile ilgili ihtilaf Sosyal Güvenlik Kurumunun hak alanının doğrudan ilgilendirmekte olup tazminat davasında kurum taraf değildir. Bu açıklamadan olarak belirtilen husustaki eksiklik giderilmeden Mahkemece neticeye varılması doğru olmamıştır.

Bunun yanında yargılama konusu trafik kazasında tüm kusur kendisinde bulunan dava dışı sürücü Metin G. davalı şirket çalışanı(istihdamı) olup yine kazaya konu aracın da davalı işverene ait bulunmasına göre davalı şirketin gerek istihdam eden olarak gerekse araç işleten olarak anılan kazada kusursuz sorumluluğunun bulunacağının mahkemece karar yerinde gözetilmemesi de ayrıca hatalı olmuştur.

Yapılacak iş; öncelikle davacıya 20.04.2006 tarihli iş kazası iddiasını Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbar etmesi için önel vermek, olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemesi halinde bu kez Sosyal Güvenlik Kurumunun ve hak alanını etkileyeceğinden işverenin hasım gösterildiği “iş kazasının ve maluliyet oranının tespiti” davası açması için davacıya önel vererek açılacak olan bu tespit davasının neticesini beklemek, olayın Kurumca iş kazası olduğunun kabul edilmesi halinde ise bu kez davacının anılan kaza nedeniyle oluşan maluliyet oranının tespiti için Kuruma müracaat etmesini sağlamak ve buradan çıkacak sonuca göre davalı şirketin gerek istihdam eden gerekse araç işleten olarak kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu da gözeterek tüm delileri bir arada değerlendirip neticesine göre karar vermekten ibarettir (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi – Karar: 2015/5902).

İş Kazası Maluliyeti Nedeniyle Tazminat Davasında Zamanaşımı

Dava, davacının iş kazasına dayanan maluliyeti nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda 27.06.2003 tarihli iş kazası nedeniyle 37.418,27 TL maddi tazminat ile 8.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Dava konusunun iş kazasından kaynaklanan zararların tazminine ilişkin olduğunun kabulü sonrasında işbu davada uyuşmazlık konusu olan öncelikli husus, bu tür davalarda, gerek 818 sayılı B.K.’nun, gerekse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde belirtilen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı noktasında toplanmaktadır.

Somut olayda, davacının 27.06.2003 tarihinde geçirdiği iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminatın 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 18.08.2015 tarihinde açılan, temyiz incelemesine konu, eldeki bu dava ile talep edildiği ve davalı yanca süresinde zamanaşımı def’i’nde bulunduğu anlaşıldığından, mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde maddi ve manevi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi – Karar: 2017/713).

İş kazası geçirdim SGK’ya başvurmadım ihmal ettim, hakkımı kaybettim mi?

2011/58 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Genelgesi’ne Göre;

Bu olayı somut olarak ele alacak olursak, varsayalım işçimiz 2005 tarihinde iş kazası geçirmiş olsun. Aradan 11 sene geçmiş ve bu sürede iş kazası bildirimi SGK’ya yapılmamış olsun. İşçimiz elini kaybetmiş, bir maluliyete maruz kalmış olsun. İş kazasından kaynaklanan iş kazası geliri için müracaat etmemişse, iş kazasından kaynaklanan gelirlerden, hayat boyu bağlanacak bu kazançtan mahrum kalmak gibi bir durum söz konusu değildir. Bu başvuru süresi 5 yıldır. 2010 senesinde müracaat ederse 2005 yılından itibaren alacakları işçiye verilir. Eğer 5 sene geçtikten sonra müracaat ederse mesela 2016 senesinden müracaat ederse,  başvuru tarihinden itibaren SGK tarafından gelire bağlanacaktır.

İş kazası ve meslek hastalığından SGK’nın yapacağı parasal yardımlar nelerdir? SGK yardımlarından kimler ne oranda faydalanır?

SGK’nın olayı iş kazası olarak kabul etmesi halinde bağlanacak parasal yardımları özetlersek;

1. Geçici iş göremezlik süresince günlük geçici iş göremezlik ödeneğinin verilmesi,

Hekim raporuyla saptanır çalışılamayan her gün için yatarak tedavilerde günlük kazancın yarısı, ayakta tedavilerde 2/3’ü herhangi prim ödeme şartı aranmaksızın kısa vadeli sigorta kolundan bağlanır.

Kural olarak sigortalının gelirinin %70’i gelir bağlanır ancak  sigortalı başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise gelir bağlama oranı %100 olarak uygulanır.

2. Sürekli iş göremezlik gelirinin bağlanması(Kalıcı sakatlık),

Sigortalının ya tümüyle ya da en az %10 oranında iyileşmeyen sakatlığının kalması durumunda, sürekli iş göremezlik geliri bağlanır.

Sigortalı sakatlık oranının daha yüksek olduğu iddiasında ise Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu’na itiraz edebilecektir. Kurul, sigortalı veya hak sahiplerinin talebi üzerine görevlendirdiği uzman bir hekimi dinlemek zorundadır. Kurul kararına karşı İş Mahkemesinde dava açılabilir.

Sigortalı meslekte kazanma gücünü %100 kaybetmiş ise buna ‘sürekli ve tam iş göremezlik’ hali denir. %10 ve %100 arasında bir iş göremezlik oranı varsa buna sürekli ve kısmi iş göremezlik hali denilecektir. 

İş gücünü %100 kaybeden sigortalıya aylık ücretinin %70’i oranında gelir bağlanır. Ancak sigortalı başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise gelir bağlama oranı %100 olarak uygulanır. (m.19/3) 

3. İş kazası/meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine gelir bağlanması, 

Tam iş göremezlik yöntemi ile hesaplanacak aylık kazancın %70’i hak sahibi sayılan eş, çocuk, ana -babaya ödenir. 

Dul eşe, aylık bağlanmış çocuğu yoksa veya çalışmıyor ve kendi sigortasından aylık bağlanmamış ise %75 oranında eğer şartları sağlamıyor ise %50 oranında aylık bağlanır. Dul eşin evlenmesi halinde ödenek kesilir. 

Erkek ve kız çocuklarının her birine %25 oranında gelir bağlanır. Çalışmıyor ve kendi sigortasından aylık bağlanmamış olması şartı çocuklar için de geçerlidir.

4. Gelir bağlanmış kız çocuklarına evlenme ödeneği verilmesi

5. İş kazası / meslek hastalığı sonucu ölen sigortalı için cenaze ödeneği verilmesi

İş ve sosyal güvenlik hukukunda uzman avukat kadromuz ile ihtiyacınıza uygun profesyonel avukatlık hizmeti almak için Alanya avukat iş ve sosyal güvenlik hukuku sayfamızı ziyaret ederek avukat kadromuz ile görüşebilirsiniz.

İnfaz Yatar Nasıl Hesaplanır Alanya Avukat

İnfaz Yatar Nasıl Hesaplanır [2022]

ALANYA AVUKAT KOŞULLU SALIVERME VE DENETİMLİ SERBESTLİK – 2020 AF YASASI

Öncelikle kısaca mahkeme sürecinden ve infaz aşamasından bahsedelim. Soruşturma aşaması, savcılığın bir şekilde suçu ve olayı öğrenmesinden itibaren savcının derhal soruşturmaya ve araştırmaya başlar. Bu soruşturma sonucunda bir iddianame hazırlar. Bu iddianame yargılanmak üzere mahkemeye sunulur. Mahkeme iddianameyi kabul ettikten sonra kovuşturma aşaması başlar. Kovuşturma aşaması yargılamanın olduğu aşamadır. En uzun ve en önemli aşamadır. Mahkeme bu yargılama sonucunda mahkumiyet veya beraat hükmü verir. Bu karar doğrudan kesinleşmez. Kovuşturma aşamasından sonra kanun yolu aşaması başlar. Eğer kanun yolu aşaması mevcut olayda mevcut değilse karar ilk derece mahkemesinin kararı ile kesinleşecektir. Biz mahkumiyet kararının kesinleşmesinden sonra gündeme gelen infaz aşamasıyla ilgili detaylara değineceğiz.

İnfaz Aşaması

Verilen mahkumiyet kararının infaz edilmesi ile alakalıdır. Mahkemenin vermiş olduğu hüküm tamamen çekeceğimiz cezayı ifade etmemektedir. İnfaz Kanunu’nda hükümlüler lehine bulunan bazı düzenlemeler vardır. Hükmü verilen cezanın bir kısmı cezaevinde geçirilmekte, bir kısmı koşullu salıverilme hükümleri kapsamında cezaevi dışında geçirilmektedir. Bir de denetimli serbestlik kurumundan bahsetmek gerekir. Hükme esas olan cezanın belirli bir bölümü cezaevinde geçirildiği takdirde, ilgili şartlar yerine getirilirse hükümlü cezasının geri kalanın belirli şartları yerine getirerek dışarıda infaz edecektir. Bunlar ile alakalı 2020 yılının Nisan ayında yapılan düzenleme yapılmıştır (toplumda af yasası olarak adlandırılmaktadır). Şimdi bu düzenlemenin mahkumlar için ilgili olan kısımlar koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik hükümlerini irdeleyelim.

Düzenleme 15.04.2020 tarihinde yapılmıştır. Bu düzenlemenin hükümlerine göre 30.03.2020 tarihinde önce işlenen suçları kapsamaktadır.

30.03.2020 tarihinden önce işlenen suçlarda (istisnai suçlar hariç), düzenlemeden önce koşullu salıverilmelerde şart olan oran 2/3’idi. Bu düzenleme sonrasında ise yeni oran ½ olarak belirlendi. Yani bu düzenlemeden önce cezaevinde geçireceği süre verilen cezanın 2/3 oranında iken ½ oranına indirilmiş oldu. Ayrıca denetimli serbestlik süresinin denetim süresi 1 yıldan 3 yıla çıkarılmıştır. Yani önceden mahkumiyetinin son 1 yılında denetimli serbestlikten faydalanılabilinirken artık cezanın son 3 yılında denetimli serbestlikten faydalanılabilir.

Örnek verecek olursak, kişi 5 yıl mahkumiyet cezası aldıysa, koşullu salıverilme hükümleri (1/2) gereğince 2,5 yıl cezaevinde kalması gerekmektedir. Ayrıca denetimli serbestlik hükümleri gereğince de cezasının son 3 yılında denetimli serbestliğe çıkabildiği için, kişi 1 gün dahi cezaevi görmeden cezasını infaz edebilecektir. Fakat prosedürel olarak birkaç günlüğüne cezaevine girip çıkmak gerekmektedir.

Alanya Boşanma Hukuku Nedir? Kanun Maddeleri Nelerdir?

BOŞANMA HUKUKU NEDİR? KANUN MADDELERİ NELERDİR?

Kanun koyucu, Aile Hukuku’nu, Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabında düzenlemiştir. Aile hukuku kitabının birinci kısmının ikinci bölümünde ise aile birliğini sona erdiren hallerden biri olan “boşanma” kurumu düzenlenmiştir. (TMK m.161-184)

Türk medeni Kanunu’nun 164. Maddesi ‘Terk’ başlığı adı altında düzenlenmiştir. Bu kanun maddesi hükümlerince;

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. 

Türk Medeni Kanunu Madde 164 Şerhi

Gerekçe, Yürürlükteki Kanunun 132’nci maddesini karşılamaktadır.

Maddede iki önemli değişiklik yapılmıştır. Yürürlükteki maddede 3 ay olarak öngörülmüş olan terk süresi altı aya çıkarılmıştır. Sürenin uzatılması, ortak konutu terk etmiş olan eşe düşünme süresi olarak daha fazla zaman sağlayacaktır. Pek de önemli olmayan sebeplerle ortak konutu terk eden eşler, zaman geçtikçe yapılan davranışın doğru olmadığını, böyle bir sebeple evliliği sona erdirmenin giderilmesi mümkün olmayacak bir hata olacağını anlayacaklardır. Kaynak kanunda bu süre iki yıl olarak öngörülmüştür.

İkinci değişikliğin ihtardan sonra dava açılabilmesi için aranan sürenin bir aydan iki aya çıkarılmış olmasıdır. Eğer davada hakkı olan eş, terk eden eşin eve dönmesinin yararlı olacağına inanıyorsa, mahkeme kanalıyla dördüncü ayın sonunda, iki ay içerisinde ortak konuta dönmesi için ihtarda bulunabilecektir. Maddede ayrıca bu ihtarın gerektiğinde ilan yoluyla da yapılmasına imkan tanınmıştır.

AKIL HASTALIĞI (TMK m.165)

Kanun koyucu boşanma sebeplerinden olan akıl hastalığını TMK m.165’te düzenlemiştir. İlgili madde hükümlerince;

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

TMK m.165 Şerhi

Yürürlükteki kanunun 153’üncü maddesini karşılamaktadır.

Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Yürürlükteki Kanunda akıl hastalığı, en az üç yıldan beri devam etmesi ve bu durumun müşterek hayatın devamı diğer taraf için çekilmez hale getirilmesi koşuluyla boşanma sebebi kabul edilmektedir. Hastalığın geçmesine olanak yoksa, sağlıklı olan eşi üç yıl gibi uzun bir süre dayanılmaz hayat şartları altında bırakmanın adil olmayacağı düşüncesiyle; akıl hastalığının ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getirmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi koşuluyla boşanma davası açılabileceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca akıl hastalığı gibi önemli bir konuda herhangi bir bilirkişi raporu ile yetinmeyip, resmi sağlık kurulu raporunun alınması esas belirlenmiştir.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELDEN SARSILMASI (TMK M.166)

Kanun koyucu boşanma sebeplerinden olan ‘Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması’ başlıklı kurumu TMK m.166’da düzenlemiştir. Bu madde hükümlerince;

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

TMK M.166 Şerhi

Yürürlükteki kanunun 134’üncü maddesini karşılamaktadır.

Madde yürürlükteki Kanunun 134’üncü maddesinde 3444 sayılı Kanunla yapılmış olan değişikliklerle birlikte aynen alınmış, herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.

Boşanma hukuku toplumun temel taşı olan aile kurumunun hukuken sonlandırılması ile alakalı olmakta olup son derece teknik detaylara sahip dava süreçlerinden sonra hükme bağlanmaktadır. Uzman bir boşanma avukatıyla çalışmak hem bireylerin hem de bu birlikteliğin sonlandırılmasından etkilenen kişilerin haklarını ve menfaatlerini korunması yardımcı olmaktadır. Bu konu için deneyimli uzman kadrosu ile hizmet vermekte olan Alanya boşanma avukatı kadromuzu ziyaret ederek avukatlık tecrübelerimizden faydalanabilirsiniz.